10 Şubat 2015 - 14:48
Ayetullah Hamaney'in mektubu...

Terörle suçlanan Müslümanların dışlanması genel olarak İslamofobi sonucudur...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İngiltere'de yaşayan aktivist James Thring, Ayetullah Hamaney'in Avrupalı gençlere yazdığı mektubu değerlendirdi. James Thring'in röportajından öne çıkanlar:

"İran'ın değerli liderinin mektubunu okudum. Mektup, diğer dinler ve kültürler arasında köprü olacak nitelikte açık ve şeffaf bir dille kaleme alınmış.

Tahran'da düzenlenen barış, demokrasi, terörizm vb. içerikli konferanslar dahil olmak üzere altında İran'ın imzası bulunan birçok faaliyet, bu tür oturum ve konferanslar tertiplemekten imtina eden Büyük Britanya'nın aksine İran'ın bu konulara ne kadar analitik gözle baktığının göstergesidir.

Lord Ahmed'in(1) "İran ile Barış" konulu bir seminer tertiplemesi Jewish Chronicle gazetesinin tepkisini çekti. Hatta gazete yetkilileri Westminster Sarayı(2) askeri yetkililerine telefon açarak büyük bir kargaşa yaşanmasına sebep oldular. Oysa seminere katılanların büyük çoğunluğunu İngiliz sivil toplum kuruluşları, semavi dinlerin temsilcileri, gazeteciler, akademisyenler ve barış talep eden faal isimler oluşturuyordu.

Ayetullah Hamaney'in mektubu muhataplarını İslam kültürünü tanımaya sevk ederek, Batı'nın gençlerin beynini zehirlemeyi hedefleyen propagandalarının önünü alıyor. Mektup, araştırmacı bir ruhu, ilme ve Kur'an-ı Kerim'e bilimsel yaklaşmaya teşvik ediyor.

Mektup, uluslararası kalkınmada İslam'ın rolü hakkında düşünmek için insanlara sorular soruyor, fikir alışverişinde bulunmaya davet ediyor. Komplocuların, savaş, yıkım, yolsuzluk ve ahlaksızlık gibi şeylerden dem vurduğu bir zamanda barış, maneviyat ve ahlaki değerlerle yoğrulmuş bu mektubun kıymeti bilinmelidir. 

Mektup, Büyük Britanya'daki İslam toplumunu özellikle Yahudi grupların baskısı nedeniyle kenara ittikleri İslami öğretiler hakkında düşünmeye ve akıl etmeye çağırıyor.

Ben, 25 yıl önce Kuran ve Kuran bilimleri okudum. İslam'ın "hatta düşman karşısında bile doğru davranış sergilenmesi gerekir" diye buyurduğunu biliyorum. İslam, aşırıcılıktan uzak eşitliği, hukukun üstünlüğünü, özveriyi ve ahlaki değerleri şiar edinmiş bir toplum yaratmak ister. Benim tanıdığım tüm Müslümanlar bu özelliklere sahiptir.

Ne yazık ki, Batı'da böyle iyi vasıflara çok nadir rastlarsınız. Bencillik, sıra dışı zenginlik sadece petrol için masum insanlara saldırmak, tarihi kültürleri yok etmek, yasalar üzerinde keyfi oynamalar, insan doğasına aykırı birliktelikleri yasalaştırmak, tefeciliği yaygınlaştırmak, bireyin oyunu satın almak, suçluları korumak, kürtajı onaylamak hatta ulusal gururu korumak adı altında sahte saldırılar düzenleyerek kendini mağdur gösterme girişimleri vb. insani vasıflardan uzak değerler toplumda hâkim olmaya başladı. Aslında batı, kendisinde var olan aşırıcılığı marjinallik gibi süslü kelimelerle normalmiş gibi göstermeye çalışıyor. 

Bu mektubun Batılı gençler üzerinde yaratacağı olumlu etkilerden biri İslamofobi düşüncesinin büyümesini önlemektir. Gençlerin önyargılar yardımıyla belirli bir merkezden yönlendirilmeye çalışılması gerçek İslam'ı tanımalarına engel oluyor. Bu trajik ve vahim bir durumdur. Oysa İslam'da sadakat, özgürlük, eşitlik, saygı, barış gibi birçok olumlu kelime ve inançlar vardır.

Bu mektup hakikat arayışında olan gençlerde analiz duygusu yarattı. Yani, genelde bir önceki neslin tahkimi altında olan gençler, gerçek İslam'ı tanıdıkça toplumda hâkim olan doktrinler ve otoriterlere tepki gösterip karşılarına dikilecektir.

İslamofobi'yi yaratan medya ve politikacılardır. Dünyada etkili olan medya kuruluşları Siyonizm'in temsilcisi unvanıyla faaliyet gösteriyor. 11 Eylül'de Amerika'da ve 7 Temmuz'da Büyük Britanya'da gerçekleşen saldırılarının sorumlusu olarak İslam ve Müslümanları hedef gösterenler yine bu medya patronlarıydı. Oysa bugün bu olayların İsrail'in dostları tarafından tamamen bilinçli bir şekilde tasarlandığını ve suni bir gündem yaratma girişimi olduğunu herkes gördü.

Ben hazırladığım "11 Eylül" başlıklı kitapçıkta: Olayın İsrail ile olan bağlantılarını yazdım. Bu olaylarda tıpkı Pearl Harbor askeri üslerine karşı düzenlenen sürpriz saldırıya benziyor. Saldırıdan hemen sonra Haham Dov Zakheim, Amerika'nın halk desteğini de arkasına alarak potansiyel düşman olarak altı İslam ülkesinin işgali edilmesi gerektiği yazdı.

Yine İngiltere'nin 11 Eylül'ü olarak da bilinen ve 7 Temmuz 2005 yılında Londra'da gerçekleşen bombalı saldırılardan (Londra Bombaları) sonra, Dr. Nicholas Kollerstrom "Metroda Terör" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıdan sonra güvenlik kurumlarının hazırlık ve kapasitelerini test etmek için aynı gün Operation Caesar adlı yeni bir savunma sistemi hayata geçirildi.

Müslümanları ve İslam'ı itibarsızlaştırmayı hedefleyen benzeri girişimleri bugün bile kademeli olarak uygulanmaya devam ediyorlar. İslam'ın misyoner okullarına "Truva Atı" unvanını vererek İslami öğretilerin aşırılığı teşvik ettiği düşüncesi pekiştirilmek isteniyordu aslında. Bu komplo teorisi bugün açığa çıkmışsa da medya aracılığıyla propaganda devam ediyor.

Bugün Müslümanların hayvan kurban etmesini eleştirenler, İsrail'in hayvan boğazlar gibi insan öldürmesini hiç eleştirmiyor. İsrail'in katliamlarını kınanması, mahkûm edilmesi hiçbir uluslararası mahkeme tarafından dikkate alınmıyor. Ama Müslümanlar alimler nefreti körüklüyor bahanesi ile suçlanıyor. Hiçbir şekilde adil olmayan mahkemelerde mutaassıp bir yargılama yöntemi ile mahkûm ediliyor.

İran'ın dini lideri tarafından yazılan mektupta insanlar, Allah'a itaate, ahlaki değerlere önem vermeye, şiddet ve savaşların son bulması için dinler ve kültürler arası oturum ve münazaralar tertiplemeye davet ediliyor. İran'da, Lübnan'da, Malezya'da bu davete icabet edilirken Londra'da, New York'ta veya Tel Aviv'de yöneticilerin özgüveni olmadığından bu davetlere olumlu yanıt verilmiyor. Oysa böyle oturumlar ve konferanslar kirlenmiş bu atmosfer üzerindeki kara bulutları dağıtabilir. Zira tamamen hayvani içgüdülerle yönlendirilen savaşlar ancak siyasetçilerin girişimiyle sonlandırılabilir.

Dini değerleri mukayese edilmesi, ortak değerler üzerinde durularak ayrılıkların görmezden gelinmesi toplumsal cehalet ve körü körüne itaatin önünü alır. Sonuç olarak, yalan ve yanlış önyargılar ortadan kalkar. Şeytanın hile ve desiseleri başarısız olur.

Terörle suçlanan Müslümanların dışlanması genel olarak İslamofobi sonucudur. Sadece Müslümanlar değil, Müslümanlarla dostluk kurmak isteyen herkese terörist damgası vuruldu. Oysa asıl terörist Gazze ve Filistinliler karşı devlet terörü işleyen İsrail'dir. Tüm bu cinayetlere rağmen batı medyası ve medya patronlarının kontrollerinde olan yayın kuruluşları İsrail'i mağdur göstermeye çalışıyor. Bu yalan haberler, İran'ın dini liderinin de vurguladığı gibi İslam'ı "korku dini" gibi lanse ettirmeyi hedefliyor. Özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bu proje hız kazandı. Çünkü Sovyetler Birliği'nin dağılmasından önce doğu ve batı arasında belirli bir güç dengesi vardı. Bu yanlış yönlendirmelerin bir diğer amacı Filistinlerin sahip olduğu en doğal haklarını unutturmaya ve Ortadoğu'da yaşanan kaosun asil müsebbiplerinin kim olduğu gerçeğini çarptırmaya yöneliktir."

1- Aşırı sağcı Hollandalı politikacı Geert Wilders'in İngiltere'ye girişini engelleyen İçişleri Bakanlığına destek veren Lordlar Kamarası üyesi

2- Birleşik Krallık'ta, Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası'ndan oluşan İngiliz Parlamentosu'na ev sahipliği yapan bina

Ekler